Günümüzde ebeveynlerin en çok merak ettiği konulardan biri şudur:Ekranlar otizm riskini artırıyor mu?
Bu soru internet ortamında çokça tartışılıyor, fakat çoğu zaman ya abartılı korkularla ya da gereksiz rahatlamalarla karşılaşıyoruz. Oysa bu konuyu anlamanın tek yolu, uzmanların yıllardır sahada gördüğü örnekleri, klinik verileri ve bilimsel araştırmaları yan yana koymak.
Geçen haftaki MomTalks etkinliğinde Psikolog Cihan Çelik, tam da bu konuyu ele aldı. Kendi deneyimlerinden, danışanlardan ve son dönemde gözlemlediği eğilimlerden bahsetti. Bu yazı, onun açıklamalarını; Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın değerlendirmelerini; ve bilimsel çalışmalardan elde edilen bulguları derleyerek ekran–otizm ilişkisinin nasıl anlaşılması gerektiğini anlatıyor.
Bu bir “ekran düşmanlığı” yazısı değil.Bu, “Gerçeği bilmeden doğru karar veremeyiz.” yazısıdır.
Otizm Oranları Neden Bu Kadar Arttı?
Cihan Çelik, konuşmasında otizm görülme sıklığındaki çarpıcı değişimi şöyle anlattı:
- 2006’da 2.600 çocuktan biri otistik spektrumda yer alıyordu.
- Bugün 56 çocuktan biri otizm tanısı alıyor.
Bu artışın nedenleri çok faktörlüdür: genetik yatkınlıklar, çevresel faktörler, tanı kriterlerinin genişlemesi, farkındalık artışı…
Ama uzmanların giderek daha yüksek sesle dile getirdiği başka bir boyut daha var: Erken yaşta yoğun ekran maruziyeti, kritik gelişim dönemlerini olumsuz etkiliyor.
Doğuştan Otizm Ayrıdır; Sonradan Gelişen İletişim Kopuklukları Ayrı
Çelik’in altını çizdiği önemli nokta şu:
Doğuştan gelen otizmin nedeni tam olarak bilinmiyor.Fakat bazı çocuklarda görülen, otizme benzer iletişim geriliklerinin arka planında çevresel etkenler bulunuyor.
MomTalks konuşmasında bunu şöyle açıkladı:
“Bazı çocuklar 15–16 aylıkken göz teması kuruyor, isimlerine dönüyor, isteklerini ifade ediyor. Sonra ebeveynler yoruluyor; ‘yarım saatten bir şey olmaz’ diye ekran açılıyor. Süre uzuyor. 18. aya gelindiğinde çocuk artık göz teması kurmayan, iletişim başlatmayan, kenarda tek başına oynayan birine dönüşebiliyor.”
Bu tablo bazen otizmle karıştırılıyor.Bazen gerçekten otizm tanısı alıyor.Bazen ise yoğun ekran maruziyetine bağlı iletişim kopukluğu ortaya çıkıyor.
Her durumda sonuç ortak:Ekran, çocuğun sosyal ve dil gelişiminin yerini tutamıyor.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Açıklamaları: Neden 0–3 Yaş Bu Kadar Kritik?
Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijitalleşmenin çocukların gelişiminde nasıl bir kırılma yarattığını şu şekilde açıklar:
- 2000’li yıllardan sonra otizm vakaları önceki 10 yıla kıyasla üç kat arttı. (Kaynak: https://uskudar.edu.tr/haber/dijitallesme-otizmi-tetikliyor/57828)
Tarhan’ın özellikle vurguladığı mesele şudur:
0–3 yaşta ekran, çocuğun temel iletişim ihtiyacını ortadan kaldırır.
Şöyle açıklıyor:
- Normalde çocuk, konuşmak ve iletişim kurmak için kelime üretmek zorundadır.
- Ekran karşısında ise yalnızca izleyicidir.
- Beyinde sadece dinleme bölgeleri aktif olur.
- Konuşma, anlamlandırma, duygu düzenleme gibi alanlar çalışmaz.
- Bu alanlar 4 yaşına kadar yeterince aktive edilmezse, sonradan geliştirmek çok zor ve uzun bir süreçtir.
Bir başka deyişle:
Ekran, beynin gelişmekte olan devrelerini çalıştırmaz. Bu devreler çalışmayınca gelişmez. Gelişmeyince iletişim gecikir.
Neden Bazı Çocuklar Daha Çok Etkileniyor?
Ebeveynlerin sıkça sorduğu soru: “Her çocuk etkileniyor mu?”
Cihan Çelik bu soruyu şöyle yanıtladı:
“İkiz çocuklarda bile birinin etkilendiğini, diğerinin etkilenmediğini görüyoruz. Bu yüzden ‘neden o etkilendi de diğeri etkilenmedi?’ diye sormak yerine, riskin arttığını kabul etmek daha doğru.”
Bu, sigara örneğine benzer: Her sigara içen kanser olmaz; ama risk belirgin şekilde artar.
Dolayısıyla asıl soru şudur:
0–3 yaşta ekran vermek, çocuğun gelişimsel risklerini artırıyor mu? Evet.
Ekran Süresinin Otizme Benzer Belirtilerle İlişkisi: Bilim Ne Diyor?
Journal of Pediatrics’te yayımlanan bir çalışma (PMC5849631) erken ekran maruziyeti ile gelişimsel gecikmeler arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor:
- Dil gelişimi gecikiyor
- Ortak dikkat azalıyor
- Sosyal beceriler zayıflıyor
- Duygusal iletişim bozuluyor
- Ebeveyn–çocuk etkileşimi azalıyor
Bu bulgular, klinik gözlemlerle aynı yöne işaret ediyor:Ekran, erken dönemde aktif iletişimi azaltarak gelişimi sekteye uğratıyor.
0–3 Yaş İçin Temel İlke: “Hiç Ekran Yok”
Cihan Çelik, konuşmasında ekranla ilgili en önemli kuralın altını çizdi:
- 0–3 yaş: Hiç ekran yok.
- Sonrasında “yaş × 10 dakika” formülü uygulanabilir. (4 yaş = 40 dakika, 5 yaş = 50 dakika gibi.)
Bu yasak, bir cezalandırma değil; beynin ihtiyaç duyduğu doğal gelişimi koruma çabasıdır.
Çelik bunu şöyle özetledi:
“Çocuk ağlayabilir, bağırabilir, rahatsız edebilir. Bunlar çok normal. Ama bu duygulardan kaçmak için ekran açarsanız, bedeli iletişim becerilerinden kesilir.”
Peki Bu Belirtiler Düzelebilir mi?
Evet, çoğu zaman mümkün. Fakat kolay değil.
Cihan Çelik anlatıyor:
“Normal gelişim gösteren çocuklarla sosyal ortama sokmak gerekir. Oyunlar, grup etkileşimleri, göz teması çalışmaları, dil terapileri… Bunların hepsi uzun bir süreçtir. 3–4 yıl özel ilgi gerektirebilir.”
Bu nedenle en etkili çözüm: Başlamadan engellemek.
Ebeveynlikte Yorgunluk Normaldir – Ama Ekran Çözümü Değildir
Modern ebeveynliğin gerçeklerinden biri yorgunluktur. Evin işleri, iş hayatı, duygusal yük, uyku eksikliği…
Bu yüzden bir ekran açmak çoğu zaman kaçınılmaz gibi görünür.
Fakat uzmanların ortak görüşü şudur:
Ekran, bugün bir saat kazandırır; ama çocuğun gelişiminden yıllar götürebilir.
Hiçbir ebeveyn kötü niyetli değildir. Ama bilgi eksikliği büyük zararlar doğurabilir.
Bu yüzden mesele suçlamak değil; meselenin ciddiyetini anlatmaktır.
Sonuç: Bugün Sabır, Yarın Kolaylık Demektir
Çocukların beyni insan temasına göre tasarlanmıştır. Yüz ifadeleri, ses tonu, göz teması, ortak oyun, sözcük üretme… Bütün bunlar ekranın taklit edemeyeceği yaşamsal girdilerdir.
0–3 yaş dönemi geri gelmez. Bu dönem, çocuğun tüm hayatını belirleyen temel bağlantıların kurulduğu dönemdir.
Ekranı reddetmek zor olabilir. Ağlama krizlerine tahammül etmek zor olabilir. Yorgunluk dayanılmaz olabilir.
Ama buna rağmen uzmanların ortak mesajı şudur:
Sabretmeye değer.
Bugünün sabrı, çocuğun gelecekteki iletişim kurma becerisine; duygusal sağlığına; toplumsal uyumuna; okul başarısına; ve en önemlisi, içsel huzuruna dönüşür.
Ve hiçbir ekran, bunun yerini tutamaz.
